Aşıları bekleyen büyük tehlike

Aşıları bekleyen büyük tehlike
Aşıları bekleyen büyük tehlike

Aşılar büyük salgınlarda ve dünya geneline yayılan kronik enfeksiyonlarda (hepatit B vb) hastalığın yayılımını durduruyor ve insanlığın başına bela olan bir hastalığı (çiçek ve yakın gelecekte çocuk felci virüsü) dünyadan tamamen ortadan kaldırmada en büyük yardımcılarımız olarak görev yapıyor. Üstelik aşı sadece aşı olan kişiyi korumakla kalmıyor aynı zamanda enfeksiyona duyarlı kişi sayısını azalttığı için enfeksiyonların yayılımını da engelliyor.

AŞI İLE İLGİLİ EN GERÇEKÇİ BEKLENTİ

Covid-19 pandemisiyle ilgili umutla beklenen aşının gerçeği ne? Ve beklentiler gerçeklerle ne kadar uyumlu? Dünyaca ünlü sağlık kuruluşlarından FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) salgın döneminde, bir aşının, duyarlı kişilerin yüzde 50’sinde hastalığı önlemesinin veya hastalık şiddetini azalttığının gösterilmesi durumunda onay için başvuru yapılabileceğini belirtti. Bu nedenle öncelikle yeni aşıların bizi mutlak bir şekilde koruyamayabileceğini kabullenmemiz gerekiyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji ve Tıbbi Viroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Şahiner, “Bu durum, aşı ile ilgili haberleri heyecanla takip ederken gelecekte aşı olan kişilerin yüzde 30-40’ı enfekte olduğu için ‘aşılar işe yaramıyor!’ diyerek üzülmeyelim demek. Çünkü eldeki veriler bunun beklenen bir durum olduğunu gösteriyor. Bir benzetme yapmak gerekirse bir kediden bir leoparın gücü beklenmesin ki, salgını durdurmada büyük öneme sahip olabilecek yüzde 50’yi bulan koruma oranı değersiz görülmesin” diyor.

COVID-19 AŞILARINI NE BEKLİYOR?

Güvenlik gibi çok önemli bir başlık ve tedarik – dağıtım sürecindeki zorluklar gibi temel konular bir kenara bırakılsa bile aşıları bekleyen çok önemli zorluklar bulunuyor ve bunlar aşağıdaki gibi sıralanıyor:

1. Aşılar immün sistemimizin temelde iki önemli kısmını uyarabilecek şekilde tasarlanıyor. Antikor yanıt (B hücreler) ve hücresel yanıt. (T hücreler) Bu yanıt tiplerinin ikisi de Covid-19 ile savaşta önem taşıyor.

2. Bir antikorun uzun süre kalıcılığı hem koruma süresini uzatıyor hem de daha güçlü bağlanma ile ilişkili olgunlaşma sürecinin tamamlanması mümkün oluyor. Mevcut çalışmalara göre Covid-19 hastalarında, “iyileşme sonrası antikor düzeyleri” beklenenden daha hızlı ve daha kısa sürede düşüyor. Bu durum bir benzetmeyle; Hastalıkta antikorların eğitimlerini tamamlamadan ve profesyonel asker olmadan terhis olmaları ve düşmanla yeniden karşılaşıldığında ya onu tanımadıkları ya da mücadele edecek bilgi ve güce sahip olmadıkları anlamına geliyor.

3. Haberlerde aşı ile ilgili her gelişmenin yeterli olmadığı, “Denemesi yapılan bir aşı deney hayvanlarında antikor oluşumunu uyardı, oluşan antikorlar hücre kültüründe virüsleri nötralize etti” türü haberlere karşı, “Bu, ‘sorun çözüldü!’ düşüncesi için yeterli değil” denmesi gerekiyor. Doç. Dr. Fatih Şahiner, “Bir aşının antikor üretimine neden olması bizi enfeksiyondan korumada yeterli değildir. Hepatit C enfeksiyonlarında hastaların kanında oldukça yüksek titrelerde antikor olması iyileşmeye etkisi olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem virüsün antijenik yapısı değişiyor hem de hepatit C antikorlarının gücü hastalığı önlemede veya iyileşmeye yardımcı olmada yetersiz kalıyor. Buna karşın Hepatit A ve B için durumun tam tersi olduğu görülüyor. Kısacası her antikor işe yaramıyor ve her enfeksiyonun hikayesi farklı oluyor. Hücre kültüründeki nötralizasyonun da vücudumuzdaki enfeksiyon savaşı ile kıyaslanmaması gerekiyor” diyor ve devam ediyor; “Hücre kültürü standart koşullarda bir atış talimine benzetildiğinde, vücudumuzda virüsle yaptığımız mücadele de bir dünya savaşına benzetilebilir” diyerek devam ediyor;” Virüsün immün sistemimize, kemik iliğimize saldıran proteinleri ve akciğerlerdeki hasar ile pıhtılaşma sistemimizi bozması gerçek bir dünya savaşından farksız. Sigara, ciddi hastalıklar ve obezite gibi riskler de savaşın seyrini dramatik şekilde değiştirebiliyor.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*