‘Ekim’de gidilecek en güzel adresler… Uzman isimlerden cep yakmayan 5 öneri

İşte ekimde mutlaka gitmeniz gereken beş yer…


İstanbul’a 45 dakika uzaklıktaki cennet:

İstanbul’a 45 dakika uzaklıktaki cennet:

Nadiye ÇAĞLAR / Instagram: @nilyesiliyollar
Yoğun geçen haftanın ardından kendinize doğanın kalbinde dinlenecek bir durak arıyorsanız, Ballıkayalar Tabiat Parkı tam da hayal ettiğiniz yer. İstanbul’a sadece 45 dakika uzaklıkta bulunan, Gebze’nin saklı cenneti Ballıkayalar’da yeşil bir tura çıkmaya hazır mısınız? Gidince geri dönmek hiç istemeyeceksiniz.


Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı Tavşanlı köyünde bulunan Ballıkayalar, Gebze’ye 10, İstanbul’a ise 50 kilometre mesafede bulunuyor. Bir saatlik bir yolculuğun ardından rahatlıkla ulaşabileceğiniz Ballıkayalar, barındırdığı farklı hayvan ve bitki çeşitliliğinin korunması amacıyla 1995’de tabiat parkı olmuş… Bölgenin adının nereden geldiği konusu da bir hayli ilginç… Uzun zaman evvel çok sayıda arı kanyon içerisinde bulunan mağaraları kovan olarak kullanırmış. Bu nedenle Bal Mağaraları, Ballı Mağaralar, Bal Kayalıkları derken yıllar içinde Ballıkayalar olarak anılmaya başlanmış. 


Yaklaşık iki kilometre uzunluğundaki kanyonun genişliği 40 ile 80 metre arasında değişiyor. Etrafı kireçtaşı kayalarla çevrili kanyonun ortasından geçen Ballıkaya Deresi yer yer gürül gürül akarken bazı yerlerde de durgun göletler oluşturuyor. Kanyonda iki tane de küçük şelale bulunuyor. 


Ballıkayalar’da Neler Yapılır: Ballıkayalar Tabiat Parkı doğa tutkunlarına birbirinden farklı seçenekler sunmakta… Yürüyüş ya da kaya tırmanışı yapabilir veya göl kenarında oturup enfes doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Ballıkayalar’da farklı zorluklarda birçok trekking parkuru var. En çok tercih edilenlerden biri parkın girişinden başlayıp kanyonun üst taraflarından ilerleyen yolken diğeri kanyonun içinden şelaleye doğru, dere yatağından geçen parkur. Siz de benim gibi zorluk derecesi yer yer orta bazı yerlerde ise ortanın biraz üzerinde olan kanyonun içerisinden geçen yolu kullanırsanız güzel sürprizlere hazırlıklı olun. Yol boyunca gürül gürül akan sular üzerinden geçecek, kayaları aşabilmek için minik tırmanışlar yapacaksınız. 


Ara ara ördekler size eşlik ederken kulağınızda cırcır böcekleri ve kurbağa sesleri olacak. Elbette bir de şakır şakır ilerleyen dereden yükselen dinlendirici su sesi her adımınızda sizinle olacak. Pes etmeden ilerlerseniz yol sizi küçük bir şelaleye götürecek, buradan da geçmeyi başarırsanız daha büyük bir şelaleye ulaşacaksınız. Yol boyunca su üzerinden geçmeniz gereken yerler olacağını unutmamalı ve mümkünse su geçirmez, rahat bir ayakkabıyla yola çıkmalısınız.


Ballıkayalar sahip olduğu kireçtaşı kayaları sayesinde çevredeki kaya tırmanışı düşkünlerinin uğrak noktası. 1970’li yıllarda başlayan ve Türkiye’nin ilk kaya tırmanışı yapılan bölgeleri arasında gösterilen Ballıkayalar’da farklı zorluklarda birçok tırmanış rotası var. Ballıkayalar’da kaya tırmanışı yapmanıza yardımcı olacak birçok firma bulunuyor ama bu deneyimi yaşamak istiyorsanız eğitiminizi internet üzerinden oraya gitmeden ayarlamış olmanız gerekiyor.

Kanyon içerisinde ve etrafında kamp yapmak için oldukça uygun alanlar var. Ancak çevrede herhangi bir tesis olmadığı için tüm malzemelerinizi yanınızda bulundurmayı unutmayın. Kanyonda ateş yakmak serbest ama elektrik bulmanız güç olacaktır. Kamp ateşi etrafında, yıldızların ışığında harika bir deneyim sizi bekliyor olacak…


Egenin saklı köyü

Ege’nin saklı köyü

Erdoğan GÜMÜŞ / Instagram: @erdogangumus1
Burası Ildırı köyü… Yolu Alaçatı’ya ya da Çeşme’ye düşen herkesin mutlaka rotasını çevirmesi gereken sakin bir köy… Son yılların turistik cazibe merkezi Alaçatı’da iki günlük harika bir gezinin ardından, bir dizi filmin meşhur ettiği (Fatmagül’ün Suçu Ne?) ve doğal güzelliğiyle dizinin yayında olduğu dönemde izleyicisini büyüleyen Ildırı Köyü’ne uğramadan dönmek olmazdı elbette.


İzmir’in en güzel ilçelerinden biri olan Karaburun’a giden, manzarasıyla doyumsuz, kıvrımlı bir yoldan, yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından köy sokaklarında bulacaksınız kendinizi… Ildırı sadece doğal güzelliğiyle değil bağrında barındırdığı tarihi değeriyle de dikkat çekiyor. “Nasıl?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Karaburun Yarımadası’nın en büyük antik kenti Erythari, köyün kuzey yamacında bulunuyor.


Çeşme’nin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Ildırı köyünün antik dönemde adı ‘Erythrai’ idi. Kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythrai’nin ‘Kızıl kent’ anlamında kullanıldığı sanılmakta… Antik çağda 12 İyon Devleti’nin en önemlilerinden biri olan Erythrai, Antik Ege dünyasının en önemli yerleşimlerden birini oluşturuyor. Antik kentin ilk kazı çalışmaları 1964-1982 yılları arasında Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında gerçekleştirilmiş. 2007 yılından beri de Doç. Dr. Ayşe Gül Akalın Orbay tarafından yürütülüyor.


Köy ikinci derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiş. Köyde, Koruma Bölge Kurulu’ndan izin alınmadan onarım ve yenileme yapılması mümkün değil. Bu nedenle köylüler evlerinde ek ve değişiklik yapamadıklarından şikayetçiler aslında. Ancak tarihi oldukça eskilere dayanan bu şirin balıkçı köyünün, son yıllarda turistik açıdan rağbet gören yerlerden biri olması da memnuniyetle karşılanıyor.


Ildırı, aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin projelerinden olan Zeytin Yolu’nun en önemli duraklarından biri… Parkur-2 olarak belirlenen Çeşme-Urla parkurunun Zeytinler-Birgi-Barbaros-Kadıovacık-Ildırı güzergâhının son durağını oluşturuyor. Köy sokaklarında dolaşırken çok güzel şirin bir evin bahçesinde güneşlenen köylülere rastlayınca ayak üstü sohbet etmeyi ihmal etmeyin. Burası size gerçekten iyi gelecek…


Sonbaharın en güzel tonları

Sonbaharın en güzel tonları

EZGİ KOPUZ / Instagram: @ezgikopuz
Cumalıkızık hakkında, çok şey duydunuz ya da hiçbir şey bilmiyorsunuz… Pırıl pırıl bir sonbahar sabahında uykulu gözleriniz, elinizde kahvenizle gelecek hafta sonu nereye gitsem diye düşünenler için, Türkiye’nin muhteşem duraklarından biri olan Cumalıkızık beklentinizi karşılayacak en iyi ekim ayı önerilerinden biri olacaktır…


Hele ki bahsettiğimiz yer, Bursa’nın en ünlü ve Türkiye’nin en güzel köylerinden biriyse, beklenti elbette ki daha da yükseliyor. Uludağ’ın eteklerinde konumlanmış bu güzel ve tatlı köye hoş geldiniz… Adım adım Cumalıkızık’ta açılışı güzel bir kahvaltıyla yapın. Türkiye’yi bana kalırsa serpme kahvaltısı ve yöresel tatları, her şeyiyle farklılaştırıyor. Hatta öyle ki, bunu en yoğun hissettiğim yerlerden birisi Narlı Bahçe oldu. Her şey ev yapımı olunca lezzet kapısı aralanıyor.


Masanıza sunulan tabaklar saniyeler geçtikçe, gözlemeler, reçeller, zeytinler, bal kaymak derken bir anda görsel şölene dönüşüyor. Ve sunumla birlikte sanki bir yakınınızın evine ziyarete gitmiş hissine kapılıyorsunuz, çayınızı yudumlarken gün için hiçbir telaşınız yok. Kahvaltınız biter bitmez, keşfetme çanları çalmaya başladı bile. Köyün nabzını tutmaya başlayalım, Cumalıkızık demek aslında eski döneme adım attığınız bir mimari yolculuğu.


Köyün girişinde en çok dikkat çeken koyu mavi uzunca ahşap kapılı bir ev sizi görkemlice karşılıyor. Bir güzel fotoğraf hakkınız var. Ekim havasında sokaklarını dolaşması çok keyifli bu tatlı köyün. Nereden baksanız, yüzyılları devirmiş evlerle berabersiniz. Cumalıkızık’ta 270 ev var fakat 180’i kullanımda. Bu köyün yaşanmışlığı çok ama çok eskilere dayanıyor, 700 yıl… Mimariye meraklı biriyseniz dar sokaklarda oldukça ilginizi çekecek ayrıntılara rastlayabilirsiniz. Sokaklarda kaybolma endişeniz olmasın, neredeyse imkânsız, burası oldukça küçük bir yer iki saatte dolaşabilirsiniz.


Yeni deneyimlere açıksanız, traktörle dahi vakit geçirebilirsiniz, benim için oldukça ilgi çekiciydi. Cumalıkızık için mevsimin fark ettiğini sanmıyorum, eminim ki her mevsimde eski tarihi evleriyle ayrı güzeldir. Osmanlı Döneminden kalma camisi, çeşmesi, hamamı da o tarihi kimliği ve dönemi yansıtıyor; etnografya müzesi ise vakit geçirmeye değer, tarihi ile doğal dokusunu bozmadan hala ayakta kalan köyün her bir dönemine ışık tutan eserler bu müzede yer alıyor. Köy halkı, tahmin edeceğiniz gibi çok konuşkan, hoş sohbet ve samimi.


Bazı günler pazar kuruluyor ve köyün büyüleyici atmosferini keşfederken, fark edeceğiniz üzere, etrafınızda köy halkının yaptığı ev yapımı reçelleri, salçaları kavanozlara doldurulmuş ya da taptaze meyvelerin tezgâhlara sıralanmış olduğunu görüyorsunuz.


Çınar ağaçları özellikle, size bu yolculukta eşlik ediyorlar. Öte yandan, hediyelik eşya bakımından oldukça zengin; özellikle çok güzel takılar var, zevkinize hitap edeni bulmak için nokta atışı yapmak gerekiyor. Hafta sonları sabahın erken saatlerinde keşfinize başlayın, çünkü saatler geçtikçe sokaklar kalabalıklaşıyor.


Buraya kadar gelmişken hemen dönmek olmaz, enerjiniz varsa Gölyazı’na da uğrayabilirsiniz. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Cumalıkızık kültürel değerlerimizi yaşatmanın gün geçtikçe daha fazla anlam kazandığı bir dönemde çok güzel bir örnek, fakat bir yandan bana daha fazlasını da yapabileceğimizi düşündürdü.


Evler dıştan bakınca çok bakımsız görünüyor; geleceğe taşınması anlamında daha etkili çözüm yolları izlenebilir. Bir de, izlenimlerime göre, burayı ziyaret edenlere yönelik satış tezgâhları daha çok bu eski evler önünde bulunuyor; belli bir alan belirlense ve evlerin güzelliği keşfedenleri mutlu edecek şekilde ön plana çıkarılsa daha güzel olabilir diye düşünüyorum. Ne de olsa bu yerleşim biriminin dokusu evlerinden başlıyor…


Hafta sonu keyifli bir kaçamak

Hafta sonu keyifli bir kaçamak

OĞULCAN TATAR / Instagram: @ogulcantatar
Yoksa siz de tatil izni bitip içindeki tatil aşkı bitmeyenlerden misiniz? O zaman İstanbul’a sadece iki buçuk saat uzaklıktaki Tekirdağ’ın muhteşem üzüm bağlarını gezip, gün batımında sevdiğinizle vakit geçirip Tekirdağ köftesini yerinde tadıp taze taze balık yemeye ne dersiniz? Hayrabolu tatlısı ve peynir helvasının mükemmeliğinden bahsetmiyorum bile


Ekim ayının üzüm bağlarını gezmek için de ideal zamanlardan biri olduğunu söylemekte fayda var. Tekirdağ’a varışınıza istinaden ünü tüm ülkeye yayılmış Tekirdağ Köftesi’ni yanında Hayrabolu tatlısını yemelisiniz. Türk mutfağının benzersiz iki lezzetini yerinde tatmak paha biçilemez doğrusu! Ardından bir çok ünlü misafiri ağırlayan ve Türkiye’nin en güzel bağ evlerinden Barbare Bağevini ziyaret edip bağevinin kendi üretimi olan şaraplardan tadabilir ve bağevinde bir gezintiye çıkabilirsiniz.


Eğer buraya gün batımında gelirseniz de muhteşem bir manzara eşliğinde günün keyfini çıkarabilirsiniz. Akşam da Tekirdağ’ın deniz lezzetlerini tatmak üzere Barbaros mevkide yer alan plajda sahil boyunca yer alan balık restoranlarında, kimilerinde direkt denizin üstünde lezzetli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. (İsim vermek gerekirse İskele Rum Meyhanesi) Güne muhteşem bir kahvaltıyla başlamak isteyenler için de tüm kahvaltılıkları kendi üretimi olan Barel Bağevi’ne gidebilirler.

Görmeden dönme: Tekirdağ’ın bağ evleri, Namık Kemal ve Nazım Hikmet Müze evi, Rakoczi Müzesi, Rüstem Paşa Cami.

Yemeden – İçmeden Dönme: Tekirdağ Köftesi, Hayrabolu Tatlısı, Peynir Helvası, Şıra…

Yapmadan Dönme: Gün batımına karşı keyif yapmadan, salkımından üzüm koparmadan


Sessizliği, sakinliği ve doğasıyla keşfedilmeyi bekliyor

Sessizliği, sakinliği ve doğasıyla keşfedilmeyi bekliyor

Arzu BALOĞLU / Instagram: @azu.baloglu.9
Ülkemizde nadir de olsa iyi ki korunan birkaç doğa harikası yerler var. Amasya’nın Taşova ilçesine yaklaşık 25 km uzaklıkta ve Boraboy köyünün hemen batısında olan, doğal bir heyelan set gölü olan Boraboy Gölü, keşfedilmeyi bekliyor. Tabiat Parkı da denilen doğa harikası, mesafe olarak bakıldığında Amasya il merkezine 62 km ve Taşova ilçe merkezine yaklaşık 22 km uzaklıkta yer alıyor. Asfalt ve ayrıca yokuşlu bir yol izlenerek gelinebilir. Amasya Merzifon Havaalanı’ndan Tabiat Parkına olan mesafe ise 91 km…


Öncelikle Amasya – Tokat arasında kaldığından her iki bölge vatandaşlarının yılın bu zamanları veya hafta sonu tercih edilen sayfiye alanıdır.  Şehrin stresli yaşamına bir an dur demek isteyenler için sakinleştirici bir ilaç gibidir. Dünyanın doğa harikası nadide göllerinden biri olan Boraboy Gölü etrafını çeviren ağaç, çiçek, böcek ve yeşilliklerle her daim zümrüt renginin ışıltısını yansıtır. Yaydığı Işıltı doğanın aynası gibi parlar ve o enfes ve özel yeşil ile birleşerek fotoğrafçılar için doyulmaz bir malzeme sunar.  O ışıltı fotoğrafçıya de geçerek iş bitip de eve döndüğünde hala doğanın verdiği enerjinin yansıması devam eder.


Tabiat parkı küçük çocuklardan yaşlı ve engellilere kadar geniş yelpazede herkesin keyifle vakit geçireceği güzellikler sunar. Örneğin, serin göl kenarı veya orman yürüyüşleri, ağaçlar arasında kurulan salıncaklar, göle sokulan ayaklar ve gölbaşı eğlenceleri, gölde tekneyle kısa gezinti veya bisiklet, mangal ve piknik alanları, spor imkânları ve daha neler neler… Günü eğlenceli ve doya doya geçirmek için doğal her şeye sahip bir alandan bahsediyorum.


Sahip olduğu muhteşem çiçek ve bitkileri de incelemek, araştırmak ve fotoğraf çekmek de mümkün. Doğal yetişen her türlü bitkiye kucak açmış toprağı ve farklı kokusuyla ziyaretçilere unutulmaz bir gün yaşatan gölbaşı evlerinde konaklamak gibi bir seçeneğiz de olabilir.


İsteyen aileler için 20 adet ahşap kır evinin olduğu ve 4 kişilik konaklamalara müsait evlerde kalabilir. Alan içerisinde bir kır lokantası, büfe, çeşme ve otopark gibi imkânlar da olduğundan ziyaretçilere ihtiyaç sıkıntısı yaratmıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir