Uzayın sırrını çözdüler! Yaptıkları çalışmalar bilim insanlarını şaşırttı

Uzayın sırrını çözdüler! Yaptıkları çalışmalar bilim insanlarını şaşırttı
Uzayın sırrını çözdüler! Yaptıkları çalışmalar bilim insanlarını şaşırttı

Öyle ki, bilim insanları Dogonlar’ın binlerce yıl ortaya attığı düşünceleri yeni yeni keşfediyorlar. İşte tuhaf totemleri ve örgütlenmesi olan Dogon Kabilesi’nin hikâyesi…


Dogon Kabilesi’ne mensup kişiler, dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor ve bunu kabul ediyor. Bu kabilenin üyeleri ne kadar medeniyetten uzak yaşıyormuş gibi gözükse de çoğu kişiden fazla astronomik bilgiye sahipler. Hatta dünyanın güneş etrafında döndüğünü, ayın dünya etrafında döndüğünü, Satürn’ün halkalarını, Jüpiter’in uydularını ve Sirius’un aslında tek bir yıldız olmayıp A, B ve C olarak üçlü bir sistem oluşturduğunu bile biliyorlar.


Dogon Kabilesi üyeleri varoluşlarını ise çok ilginç bir şekilde açıklıyor. Onlara göre doğumları ‘Sirius Sistemi’ ile güneş sisteminin evlenmesi sonucu olmuş. Dogonlar, Sirius Yıldızı’nın en parlak yıldız olduğunu Sirius’un yanında çıplak gözle görülmeyen küçük yoğun ve sönük bir yıldızın daha bulunduğunu ve bu yıldızın tam konumunu biliyorlar.


‘Potolo’ olarak adlandırdıkları bu yıldızın dünyada bilinen tüm maddelerden daha ağır bir maddeden oluştuğuna ve Sirius’un çevresini 50 yılda döndüğüne inanıyorlar.


BİLİM İNSANLARI DOGONLAR’IN ORTAYA ATTIĞI DÜŞÜNCELERİ DOĞRULUYOR
Oysaki, Batılı gökbilimciler 19. yüzyılın ortalarına kadar Dogonlar’ın bahsettiği bu soluk yıldızın varlığından bile habersizdiler.


1862 yılında Amerikalı gök bilimci Alvan Graham Clark yeni bir teleskopu denerken bu yıldızı keşfetmiş ve Sirius ‘B’ ismini vermişti. Ayrıca Sirius B’nin bir ‘cüce yıldız’ olduğu 1920’lerde ortaya çıktı. Cüce yıldızlar oldukça soluk ışıklı küçük fakat yoğun yıldızlardır.


‘Sirius B’ gerçekte dünyadan daha küçük olmasına rağmen tıpkı Dogonlar’ın belirttiği gibi o kadar yoğundur ki, kendisinden alınan bir çay kaşığı dolusu madde 5 ton ağırlığına gelir. Yani Dogonlar’ın savunduğu düşünce doğru…


Daha da ilginci Dogonlar’ın bilgilerinin sadece bununla kalmayıp aynı zamanda modern dünyamızda ilk kez ‘Galileo’ tarafından gözlemlenmiş şeylerden haberdar olmaları. Galileo tarafından gözlemlenmiş o yapılar Jüpiter’in dört uydusu ve Satürn’ün yalnızca teleskopla görülebilen halkaları…


Dogonlar ayrıca sayısız yıldızın varlığına ve dünyanın da içinde yer aldığı Samayolu’nun sarmal bir gücü olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca Dogonlar sahip oldukları bilgilerin çoğunu sembollerle anlatmışlar. Kullandıkları bu sembollerinin temelinde, ise ‘Nommolar’ diye adlandırılan ve dünyayı uygarlaştırmak için uzaydan geldiğine inanılan hem karada hem de suda yaşayabilen varlıklar var.


Dogon rahiplerine göre eski zamanlarda Sirius sistemindeki bir gezegenden dünyaya inen Nommolar sahip oldukları bilgileri o zamanki rahiplere öğretmiş onlar da bunları yeni kuşaklara aktarmışlar. İnandıklarına göre Nommolar dünyanın yaratıcıları olmasının yanında insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucuları ‘yağmuru yağdıran güçlerin ve suların mutlak sahipleri’ idi.


BİLİM DOGONLAR’IN BULDUĞUNU YENİ KEŞFEDİYOR
Dogonlar’ın yüzyıllardır sahip olduğu bilgileri bilim henüz yeni yeni keşfetmekte. Bunun son örneği ise Dogonlar’ın Sirius sisteminde ‘Emme Ya’ adını verdikleri ve Nommolar’ın gezegeni olduğunu söyledikleri üçüncü bir yıldızın varlığından bahsetmeleri.


Bunun Popola (Sirius B)’dan dört kez daha hafif olduğunu yine Sirius B gibi 50 yıllık bir zamanda daha geniş bir yörünge çizdiğini ve her ikisinin çapları arasında bir dik açı oluştuğunu belirtiyorlar ve Emme Ya’nın bir de uydusu olduğunu söylüyorlar.


Gerçekten de Dogonlar’ın Emme Ya’sı vardır ve o astronomlar tarafından ancak 1995 yılında keşfedilmiş olan Sirius C yıldızıdır! İşte bu Nommoların yaşadığı yıldızın keşfidir…


Dogonlar’ın Sirius Yıldızı ile aralarında kurdukları bağ UFO araştırmacılarının olduğu kadar yaratılış teorisyenlerinin, astronomların ve bilim insanlarının da ilgisini çekmiş. Bu kabilenin kökenleri ve sahip oldukları derin astronomi bilgisine nasıl ulaştıkları hakkında pek çok araştırma yapılmıştır.


Hatta Arkeolog-yazar Erich Von Daniken, Dogon inançlarını kabullenmiş ve bu bilgileri geçmişte dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyaret ettiğinin kesin bir kanıtı olarak yorumlamıştır.


HİÇBİR TEKNİK ARACA SAHİP DEĞİLLER!
Dogonlar’ın bugüne kadar açıkladıklarının, aslında bildiklerinin bir kısmı olduğu söyleniyor. Dogon rahiplerinin, tüm sırlarını açıklamadıkları konusunda, araştırmacılar fikir birliği etmiş durumdalar. Gerekli hiçbir teknik araca sahip olmayan ve uygarlığımızın ancak 1930’larda temasa geçtiği Dogonlar “bu kadar bilgiyi nereden elde etmişler?” sorusunun cevabı hâlâ muamma.


Bu soru, 1930’dan beri birçok bilim adamının kafasını kurcalayan ve Dogonlar’ın bilgilerinde; dünya dışı bir köken görmek istemeyen bilim adamlarınca, hâlâ açık bir cevap verilememiş bir sorudur.


Dogonlar gibi ilginç şekilde hayatlarına devam eden kabileler var işte onlarla ilgili detaylar…


Dünyadan kopuk bir yaşam
Hindistan’ın Ladakh bölgesinde ıssız bir vadide Aryanlar adıyla bilinen bir kabile yaşıyor. Bu kabilenin üyeleri yeryüzünde “saf kan” denebilecek, genleri hiç karışmamış son kuşak olabilir. Çoğu kişi için ‘Aryan’ kelimesi olumsuz anlam içerir. Kelimenin kökeni Sanskritçe’de “soylu kişi” anlamına gelen “arya” sözcüğüne dayanıyor. Buradaki beş Aryan köyünde 2-4 bin kadar insan yaşıyor. Brogpa adıyla da bilinen bu insanlar biraz fiziksel koşullar, biraz da Keşmir sorunu yüzünden Hindistan ile Pakistan arasındaki çatışmalar nedeniyle binlerce yıldır dış dünyadan kopuk halde yaşıyor.


Dünyanın en tehlikeli insanları
Burası Longwa köyü. Bir yanda Birmanya’nın ormanları, öte yanda Hindistan’ın zengin tarım toprakları. Konyak Naga kabilesinin yurdu burası. Hindistan’ın kuzey doğusundaki Nagaland eyaletinde yaşayan 16 kabilenin en büyüğü olan Konyaklar savaşçı bir kabile. Geçmişte köyler arası kavgalardan yararlanarak toprak ve iktidarı ele geçirmişler.


Düşmanlarının saldırısını önceden görmek için de köylerini dağın tepesine kurmuşlar. Konyakların geçmişi yüzyıllar öncesine dayanıyor. 1940’lardaki yasağa değin kafatası avcılıklarıyla meşhur olmuşlar. Düşmanını öldürüp kafasını koparmak genç erkekler için yetişkinliğe adım atmanın kanıtı olarak görülüyordu. Başarının ödülü ise yüze yapılan dövmeler. Nagaland’da son kafatası avcılığı 1969’da olmuş. Her Konyak evinde avlanan hayvanların kafatasları birer gurur kaynağı olarak sergileniyor. Kafatası avcılığı döneminde insan kafatasları da sergileniyordu fakat yasak yürürlüğe girince geçmişin bu izleri toprağa gömüldü.


Yaşayan en renkli kabile
Dış dünyaya en kapalı toplumların başında gelen Huliler, yüksek dağlarla çevrili bir platoda yaşıyorlar. Yüzlerini ve vücutlarını boyama konusunda saplantılı bir topluluk olan Hulileri boyasız görmek neredeyse imkansız. Son derece süslü başlıklarıyla göz alan Huliler, yaşayan en renkli ilkel kabile olarak biliniyor.


Ölmemek için maske takıyorlar
Kutsal şehri olarak bilinen Varanasi, Ganj Nehri, öle yakma törenleri ve ilginç festivalleriyle Hindistan keşfedilesi bir ülke… Özellikle ülkedeki Sundarbans Milli Parkı’ndaki yaşam oldukça sıra dışı… Bu park Hindistan’ın Batı Bengal bölümünde yer alan kaplan koruma alanı… Ganj Deltası üzerindeki Sundarbans parçası ve bitişindeki Bangladeş’in Sundarbans Rezerv Ormanı’ndan oluşmakta… Delta yoğun mangrov ormanlarıyla kaplı ve Bengal kaplanı için büyük bir koruma alanı.


Ayrıca çeşitli kuşlar, sürüngenler ve tuzlu su timsahlarına da ev sahipliği yapıyor. İlginç olansa orman içerisinde insan nüfusunun da bulunuyor olması… Yaklaşık 200 kişiden oluşan bir topluluk, orman bölgesi içerisinde yaşamlarını sürdürüyor. Bu insanların kaplan saldırılarına karşı bulunan korunma yöntemi gerçekten çok şaşırtıcı. 1989’lu yıllara dayanan yöntem 60 insanın kaplan saldırısı sonrası ölmesiyle başladığı söyleniyor. Kaplanın saldırı özelliklerinden birisini keşfeden orman işçileri başlarının arkasına maske takmaya başlıyorlar.


Maskeleri gören kaplanlar ise bu insanlara saldırmıyor. Nedeni ise çok şaşırtıcı… Eğer bir kaplanla göz göze gelirseniz, yaşama şansınız artar. Çünkü kaplanla göz göze gelmeniz demek kaplanın kendisini belli ettiği anlamına gelir ve kaplan başka bir av aranır. Bu yüzden Hindistan’da insanlar kafalarının arkasına yüz olacak şekilde maskeler takıyor. 18 ay içerisinde maske takmayan 29 kişi ise kaplanlar tarafından öldürüldü.


Burada şişmanlık zenginlik göstergesi
Moritanya’nın yerlilerinde zenginlik olgusu şişmanlıkla özdeşleştiriliyor. Bu sebeple anneler 5-15 yaşındaki kızlarını şişmanlatmak için özel bir çaba harcıyor. Kadın ne kadar şişman olursa babası ya da eşinin o kadar zengin olduğu anlaşılıyor.


Kuzey Afrika’nın en eski yerli halkı
Berberiler, bugünkü Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ı içine alan Kuzey Afrika’nın bilinen en eski yerli halkı. Bazı mağara resimlerinin bulunmuş olması, Berberiler’in bu paleolotik toplulukların soyundan gelmiş olabileceği tezini güçlendirmekte.


Berberi Kabilesi kadınları gelenekleri gereği yüzlerine, kollarına ve baldırlarına yeşil ve mavi karışımı bir renkle dövme yaptırıyor. Bu geniş coğrafyada göçebe ya da yarı-göçebe olarak yaşayan eski kabile… Berberilerin ‘Berberice’ adını verdikleri bir dile sahipler. Bu dilin alfabesi bugünkü İbraniceye oldukça benzemekte…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*